İslam inancında peygamberler vardır, şiada peygamber inancını doğrudan kaldıramasa da yerine, onlardan daha güçlü, daha fazla yetkilerle donatılan geçmiş ve geleceği bilen, kendi ölecekleri vakti bile tayin eden, evrendeki bütün olayları iradesi ile yönlendiren, yöneten masum imamları ortaya konulmuştur. Hatta nerdeyse Hz Peygamberimizin görevini sadece imamları tayin etmekle sınırlandırmıştır. Bu inancları ile ilgili Kuranda en ufak bir delilin bulunmaması nenediyle de Yüce Allah’ın “biz koruyacağız” dediği Kuran ı kerimi farklı yöntemlerle tahrif etmeye kalkışmışlardır. Kuran ın değiştirildiği eksiltme ve ilaveler yapıldığı konusunda çeşitli görüşler ortaya koyarak kurana olan güven duygusunu yıkmaya calışmışlar, diğer stratejisinde uydurdukları akidelerine delil bulma adına Kuranın anlam ve manasını tevil etme yoluna gitmişlerdir. İmamlar adına uydurdukları hadislerle de bunu desteklemişlerdir. Şia da Allah’ın birliğine iman vardır, fakat bu inancı tezata düşürecek uygulamaları mevcuttur. İsteklerini Allah’tan başkalarına da yöneltir ve kullardan da isterler ve "Ya Ali, Ya Hüseyin, Ya Zeyneb" derler. Allah'tan başkasına kurban keserler ve adak adarlar Kendilerince malum duaları vardır. Bu dualarla ibadet ederler. Hatta şiada bazı gruplar Allah’ın Hz Ali nin dinde imtiyazlı bir tabaka olduğunu yayarlar ve bu imtiyazın veraset yoluyla oğullarına geçtiğini öğretirler. Allah'ı bilmenin akıl ile Kur’an ayetlerinin aklın te'kidi mahiyetinde olduğuna. Onlara göre Kur'an aklın eriştiği marifeti kuvvetlendirdiğine Kur’an’ın yeni şey getirmediğine inanırlar. İslami gelecek nesillere taşıyan, peygamberimizin en yakın güzide arkadaşlarını, akrabalarını, hanımlarını, kısacası sahabelerin anlattıkları hususlardan şüphe duyulmasını sağlamak için çeşitli iftira ve yalanlarla itibarlarını yok etmek en büyük stratejileridir. Bu yöntem ile, Hz. Peygamberin hayat tarzı ve sünneti ile gelecek nesiller arasındaki köprüyü yıkmayı amaçlamışlar bunu için de ellerinden gelen her türlü hile düzenbazlık yalan ve iftiraları yaymaktan nesilden nesile taşımaktan yılmamış bıkmamışlardır. Yüz binlerce sahabeyi küfürle, itham etmiş, onları küfürde saymayanların, onlara lanet okumayanların dinden çıktığını hadis anlayışlarına koymuşlardır.
Sağlığında Hz Ali nin yakınında bulunan sadece on sahabeyi Müslüman saymışlar, Bu sahabelerin sadece taraftar olmaları onlara yetmiş, ama inanç ve itikat anlayışlarına bakmaya ihtiyaç bile duymamışlardır.
Şiilerin İslam anlayışının karşısına getirdikleri hususlar örneklendirmek gerekirse;
İslamın farz saydığı beş vakit namazı üç vakitde kılmayı getirmişler, Müslümanların dua ederken, namaz kılarken yöneldikleri bir tek Ka'besi bulunurken onlar Allah’ın Ka'besi dışında kendilerine birçok Kâbecik daha ilave etmişlerdir. Hz. Ali şehid edilip Küfe mescidi ile evleri arasındaki bir yerde defnedilmesine rağmen, Şiiler, Ali (r.a.) Mugira b. Şubenin kabrine defnedildiğine inanırlar. Onlar bu kabri en kutsal bir Kâbe kabul etmişlerdir. Kâbe (!) olarak kabul ettikleri kabirlerden birisi de, Hz. Hüseyin'e (r.a.) nispet ettikleri kabirdir. Orada namaz kılarlar çok farklı tapınma gösterileri sunarlar. Cenab-ı Allah (c.c.), emredildikleri ve haber verdiği hususlarda Peygamberlere itaat ve onları tasdik etmek için emir buyurmasına rağmen hırıstiyanlar o kadar aşırı gitti ki, İsa'yı (a.s.) Allah (c.c.)'a ortak koştular, dinini değiştirerek Ona isyan ettiler. Bu aşırılıklarıyla dinden de çıktılar. Aynı şekilde Şiacılarda onlara benzeme yolunda Peygamberler ve imamlar hakkında aşırı gittiler. Öyle ki onlardan bazıları Allah (c.c.)'tan başka rablar edindiler. Peygamberlerin tevbe ve istiğfarlarını haber veren nassı bile yalanladılar. Mescidlerde Cuma ve cemaate engel olup, kabirlerin başında büyük topluluklar meydana getirerek Onları yüceltirler, hacceder gibi yaparlar. Hatta bazıları daha aşırı giderek o kabirleri tavaf etmenin daha büyük bir ibadet olduğunu iddia ettiler.
Bunları yakın görmeden bu kabirlerle alakalı bağlarını anlamak mümkün değildir. Oysa bu konuda sevgili Peygamberimiz Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
“Allah, yahudi ve hıristiyanlara lanet etsin. Onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid yaptılar.” (Buhari, Salat: 48, Cenaiz: 62, Müslim. Mesacid:19, Ahmed: 1/218)
Başka bir hadisi şerifde,
“Allahım! kabrimi kendisine ibadet edilen put yapma. Allanın gazabı peygamberlerinin kabirlerini mescit edinen milletin üzerine şiddetlendi.” buyururlar. (Muvatta Sefer: 85, Ahmed: 2/246)
Emirul Müminin Ali (r.a.) de Ebul Heyyac Hayyan b. Huseyn el-Esedi'ye şöyle diyor:
“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın beni gönderdiği bir işe ben de seni göndereyim mi? Tarumar etmediğin bir heykel ve düz etmediğin yüksek bir kabir bırakmayasın.” (Müslim. K. Cenaiz 93)
Cahiliye dönem örfünden olan ve Hz Peygamberimizin kaldırdığı mutayı helal saymış, kadına arkdan yanaşmayı (livatayı ) mubah görmüşlerdir. Ezanı muhammediyi değiştirmeyi, insan vücuduna işkence yaparak bir sevgi gösterisine dönüştürmeyi, imamların mezarlarını ziyaretini de hacdan daha eftal, kerbela’yı Mekke’den daha üstün görmeyi inanç haline getiren Şia mimarları, bunların dışında yüzlerce konuda farklılaşmayı oluşturmaktan geri kalmamışlardır. Bunlarla birlikte ; ehlibeyt İmamlarını yüceltme adına onlara kötü sıfatları yakıştırmayı(yalancılık, korkaklık, pısırıklık gibi.), Yahudi, Hıristiyan ve sasani kültürleri ve inançlarını dinin bir parçası haline getirmeyi, kuranda müminlerin anaları saydığı Hz Peygamberimizin hanımlarına hiçbir edebe ve insanlığa yakışmayacak tarzda ağza alınmayacak iftira atmayı, bütün bu süreçleri planlı bir şekilde yerli yerine oturmak için de alenen yalancılığı, iftirayı düzenbazlığı dinin temel esası saydıkları takiyye inancının içine koyarak yeni bir meshebi anlayış (Şii) geliştirdiklerini görmekteyiz. Ayrıca, herhangi bir olayı anlatan tarihi konuların anlam ve manasını değiştirmek için konunun bütünlüğünü bozup bir paragraf ve cümlesine başka yamalar yaparak tarihi ve olayları saptırdıklarını hayrı anlatan bir kıssayı şerre çevirdikleri bilinmektedir. Akidelerinde görülen boşlukları ve tezatları İlave ve cıkartmalarla icinin doldurulup geliştirmeye calıştıkları bütün süreclerde alenen acıktır. Şiacıların bu tarz hareketini, Hz. Ebû Bekir döneminde ortaya çıkan yalancı peygamberlerin yaptıklarına da benzetmek mümkündür. Onlar da din adına koydukları bir kuralı bir başka gün kaldırıyorlardı. Bu inancın birçok esası büyük kayboluş adını verdikleri on ikinci imamın gaybından sonra şekillenmeye başlamış şah İsmail ve avenesi tarafından geliştirilmiştir. Hiçbir imamın diğer imamın içtihadına inanmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Hatta tamamen reddebilir. Taklidi imamlar din adına çok büyük yetkilerle donatılarak imtiyazlı bir sınıf oluşturulmuştur bu saltanat sahipleri toplumu istedikleri alanda yönetmeye yönlendirmeye yetkili kılınmıştır. Bu alanda da hırıstiyanlara benzemişlerdir. Onlar, Hz. İsayı Allah ın ortağı haline getirirken kiliseleri de İsa (a.s) makamına oturtmuşlardı.
Şiacılar ifrat ve tefrit alışkanlıkları öylesine zirveye çıkmıştır ki, sevdiklerini hâşâ ilahlik derecesine kadar, sevmediklerini de yedi kat yerin dibine sokmayı dinin bir esası sayarlar. Yine akîdelerinde ehlisünnetin mallarını ve kanlarını mubah sayar. Es-Sadûk, el-İllel’de, Davud b. Ferkad’a isnad ederek der ki: “Ebû Abdillah’a söyle dedim: “Nâsıbe (onlar Ehli Sünnet’e böyle derler) hakkında ne diyorsun?” dedi ki: “Kanı helaldir böylelikle senden korkar. Eğer kimse seni görmeden onlardan birinin üzerine duvar devirebilirsen veya denizde boğabilirsen bunu yap.” Dedim ki: “Onun malı hakkında ne dersin?” dedi ki: “Gücün yettiği kadarını al.( el-Mehâsinu’n-Nefsâniyye s.166) Başka bir rivayetlerinde, kendi doğumlarının dışında hiçbir doğanı temiz görmezler. Hasim el Bahranî, el-Burhan adlı tefsirinde, Meysem b. Yahya’dan o da Cafer b. Muhammed’den rivayet ediyor: “Hiçbir yeni doğan yoktur ki iblislerden bir iblis onun doğumunda hazır bulunmasın. Eğer doğan çocuğun bizim Sîamıza ait oldugunu öğrenirse şeytan uzaklaşır. Şîamızdan değilse şeytan Parmağını onun dübürüne sokar, zekerinden çıkarır. Eğer kız ise, parmağını fercine yerleştirir ve o facire olur. İste o anda çocuk annesinin karnından çıktığında şiddetle ağlar.( Hasim el-Behrânî; Tefsîru’l-Burhan (2/300). Bundan başka Kendi çocuklarının dışında kalan çocukları veledi zina sayarlar! Nitekim el-Kuleynî, er Ravdatun Mine’l-Kâfî adlı kitabında Ebû Hamza’dan, o da Ebû Cafer’den diyerek söyle nakleder: “Ona: “Bazı arkadaşlarımız muhaliflerine iftira atıyorlar” dedim. Bana: “Sussan iyi olur” dedi ve ekledi: “Vallahi ey Ebû Hamza! Şîamız dışında bütün insanlar fahişe çocuklarıdır.” (el-Kuleynî, er-Ravzatun Mine’l-Kâfî (8/285)
Şiacıların on beş asırdan beri İslamın gelişmesi şümullenmesi dünyaya yayılması konusunda en ufak bir gayreti her hangi bir projesi olmadığı gibi, tarih boyunca İslam için uğraşan müminlere düşmanlık yapmış, arkadan vurmuş, kâfirlerle beraber olarak binlerce müslümanın katline sebep olmuşlardır. Dünyaya yayılan İslam dininin önüne geçmek için geliştirdikleri stratejilerini her fırsatda uygulamaktan geri kalmamışlardır. Bugün geldikleri nokta da şartların onların lehine olması tamamen tesadüfî bir olgu mudur?. Bugünün şeytanı Amerika bu çoğrafyada yaptığı her manevranın kime ne faydası, Kime ne zararı var. Yüz yıllık geleceğini planlayan bu şeytan acaba yaptıklarını bilinçsizce mi yapmaktadır. Irak Lübnana, afganistana İsrail aracılığı ile sürekli filistine vurması yada vurdurması soruyorum hangi meshebi inancın gelişmesini sağlıyor? Bu şeytanın yaptıkları bu kadar hesapsız kitapsız mı?! İslam dünyasının yalnızca % 15 ini teşkil eden şiadan korkusundan mı yoksa daha geniş coğrafyaya yayılmasını sağlayarak islam dünyası icinde bölünmüşlüğün ve düşmanlığın artırılmasını sağlamak için mi? Bunu hissiyatı aşarak bir düşünmek ve çok iyi tahlil etmesi gerekmez mi?. Acaba şii kardeşlerimiz tarihte ve bugün kendileri üzerinde oynanan oyunları birde farklı acıdan bakmayı düşünürler mi ?. Der mezhebi anlayışı din yerine koyup hüküm vermenin pek doğru bir yaklaşım olmadığnı haddim olmadan söylemek isterim.